VAHDET-İ VÜCUD ŞİRK MİDİR? MUHYİDDİN ARABİ, TASAVVUF VE PANTEİZM

SORU: Selamün aleyküm hocam. Vahdet-i vücud, İbnül Arabi ve tasavvuf inanışı hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Bu konuda bizi aydınlatırsanız sevinirim. Allah'a emanet olun.

Soran: Ahmet - 21.12.2015

CEVAP: ve aleykumus selam ve rahmetullah. Vahdet-i vücud bir felsefedir; Kur'ân ve sünnet kaynaklı değildir. Tasavvuf düşüncesinde, yaratanla yaratılanın tek kaynaktan geldiğini ve 'bir' olduğunu savunan görüştür. Bu görüşe göre her şey Allah'tır. Bu da Müslümanların tümüne hatta belki de Müslüman olmayanlara göre dahi şirktir.

Günümüz tasavvuf ehli, vahdet-i vücud kavramını -hakikatinden çıkartıp- birtakım tevillerle yorumlayarak akidemize aykırı olmadığını anlatmaya çalışırlar. Bu tevillerle kendi görüşlerini ehli sünnetlik kriteri olarak belirlemeye çalışsalar da Hallâc-ı Mansûr, dönemin kadısı Kadı Ebû Ömer Muhammed b. Yûsuf el-Ezdî tarafından yargılanarak idam kararı verilmiş ve bu hüküm zamanın diğer alimlerine de imzalatılarak halife Muktedir Billâh'ın onayıyla uygulanmıştır. Bundan da anlaşıldığına göre Hallâc-ı Mansûr, kendi dönemindeki Müslümanlar, kadılar ve yönetim tarafından da tekfir edilmiş, bu sebeple idam edilmiştir. Buna rağmen halen bu şirk felsefeyi allayıp pullayıp önümüze koymaya çalışırlar, kabul etmeyenleri sapık, vahhabi vs. ilan ederler. Bu son derece yanlıştır, fitneyi tahrik açısından tehlikelidir.

Muhyiddîn b. el-Arabî'ye gelince, kendisi vahdet-i vücud felsefesini Müslümanlar arasına yaydığı bilinen ilk kişidir. Panteizm'in kurucusu Baruch Spinoza ile arasında fark edilemeyecek kadar ince bir nüans vardır. Panteizmde her şey Tanrı'nın bir parçası olarak kabul edilir. Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı'dır. Spinoza'da Tanrı evrendedir ve evren kadardır. Muhyiddîn b. el-Arabî'de ise evren Allah'tadır ve bu durum Allah'ı sınırlandırmamaktadır. Bu akidenin de şirk-i ekber olduğu açıktır. Bu meyanda Muhyiddîn b. el-Arabî, onun fikirlerini savunduğundan dolayı yukarıda anlattığımız muameleye maruz kalan Hallâc-ı Mansûr'dan daha masum değildir.

Tasavvufa da yukarıdaki açıklamalarımız ışığında bakmaktayız. Din nasslar ve kaideler üzerine bina edilmiştir, kişiler üzerine değil. Bu sebeple şirk akidesini savunan kişinin, kendisini tasavvufçu olarak tanımlamasıyla tanımlamaması arasında fark görmemekteyiz. Allahu A`lem

Hoca: Yasin KARATAŞ    Hocanın Facebook Sayfası   Hocanın Twitter Sayfası